siyaset, politika, yaşam, güncel konular, haber

olan biteni seyretmeyi değil, sorgulamayı tercih edenlere…

Kyoto Protokolü’nün Türkiye’ye maliyeti…

Yazan: asimumit Haziran 13, 2008

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Dışişleri Bakanlığı’na, “Kyoto Protokolü’ne taraf olmanın kabul ve onaylanmasının uygun olduğuna” ilişkin yazı göndermesinin ardından 2 Haziran’da Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, hükümet olarak protokolün onaylanmasının benimsendiğini açıklamıştı.

Sera gazı sorunlarının azaltılması ve sınırlandırılmasını hukuki açıdan bağlayıcı duruma getiren bu protokol Türkiye’nin gündemine girince, işin maliyeti tartışmaların odak noktası oldu. Görünen o ki, protokol Türkiye’ye pahalıya patlayacak. Bakan Eroğlu, Kyoto Protokolü’nün imzalanmasıyla birlikte çevre alanında 2012 yılı sonuna kadar 58 milyar Euro yatırım yapılmasını öngördüklerini söyledi.

Türkiye’de sektörel sera gazı azaltım potansiyelleri ve bunların maliyetlerinin hesaplanmasına, olası azaltım veya sınırlandırma senaryolarının oluşturulması ve ulaşılabilir hedefler belirlenmesine ihtiyaç olduğunu vurgulayan Eroğlu, çevre alanında yapılması gereken yatırımlar için öngörülen maliyeti BUGÜN’e açıkladı.

Eroğlu, 2012 yılı sonuna kadar çevre alanında 58 milyar Euro yatırım yapılması gerektiğini öngördüklerini, bunun da yaklaşık 15 milyar Euro’luk bölümünün özel sektör tarafından yapılacağını açıkladı. Atmosferdeki karbonun ormanlar, bitkiler, toprak ve ürünler tarafından biyokimyasal süreçlerle emilimi ya da tutulması olayından hareketle başta ağaçlandırma çalışmaları olmak üzere yutak alan kapasitesinin artırılması da Kyoto Protokülü’nün imzalanması ile Türkiye’nin en önemli gündem maddelerinden olacak.

Bakan Eroğlu, bu konuda da büyük bir hedef koydu ve Türkiye’nin ağaçlandırma konusunda dünya birincisi olmayı hedeflediğini söyledi. Eroğlu, 2012 yılına kadar 2.3 milyar hektarlık alanın ağaçlandırılacağını, 2.5 milyar adet de fidan dikileceğini açıkladı. Alıntı : Stratejikboyut.com

Yazı kategorisi: Uluslararası Antlaşmalar | Etiketler: , | » yorum bırak;

Kanada, ülkede yaşayan Kızılderililerden özür diledi…

Yazan: asimumit Haziran 13, 2008

Kanada Başbakanı Stephen Harper, ülkede on yıllardır asimilasyona uğratılan yerli halktan resmen özür diledi.

19. yüzyıldan 1970’lere dek 150 binden fazla Kızılderili çocuğun ailelerinden koparılarak zorla devlet okullarına gönderilmesi konusunda günah çıkaran Harper, meclisteki konuşmasında, “Bu eğitim politikasının son derece olumsuz ve uzun süren etkileri olduğunu hükümetçe kabul ediyoruz. Özür dileriz” dedi.

Kanada yerlilerinin liderlerinden Phil Fontaine ise, özrü memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Fontaine, geleneksel kıyafetiyle yaptığı açıklamada, yerlilerle Kanada’nın geri kalanı arasında yeni bir ilişkinin başladığını ve şimdi bu tarihi özrü “somut önlemlerin” izlemesini umduklarını kaydetti. Alıntı : Posta gazetesi, 13.06.08

Yazı kategorisi: kızılderililer | Etiketler: , | » yorum bırak;

Sigara yasağı nasıl uygulanacak ? Neler getirecek ?….

Yazan: asimumit Mayıs 19, 2008

Türkiye, sigara tüketimine getirilen geniş sınırlamalarla bugünden itibaren yeni bir döneme giriyor. Dumansız günler başlıyor… Yasaklar, işyerlerinden alışveriş merkezlerine, stadyumdan konser alanına kadar geniş bir alanı kapsıyor.

Nerelerde sigara içilmesi yasak?

Kamu hizmet binalarının kapalı alanlarında, koridorlar dahil, her türlü eğitim, sağlık, üretim, ticaret, sosyal, kültürel, spor, eğlence ve benzeri amaçlı özel hukuk kişilerine ait olan, birden çok kişinin girebileceği (ikamete mahsus konutlar hariç) binaların kapalı alanları ve taksiler dahil, kara, hava, denizyolları ile demiryolları gibi toplu taşım araçlarında tütün ürünleri tüketilmeyecek.

Eğitim kurumlarının açık alanlarında da sigara yasak olacak. Tiryakiler otellerde standartlara uygun havalandırma tertibatı bulunan, mümkünse aynı katlarda toplanmış özel odalarda ağırlanacak. Otel içinde tiryaki odası dışında bir mekânda sigara içemeyecek.

Tüttürme, emme, çiğneme ya da buruna çekerek kullanılmak üzere üretilmiş, hammadde olarak tamamen veya kısmen tütün yaprağından imal edilmiş maddelerin tümü yasa kapsamında tütün ürünü sayıldığından nargile kafeler de yasak kapsamına girecek. Yasak olan mekânlarda sigara içme odası da olmayacak.

Çadır kursak olmaz mı?

Yasa, kapalı alan tanımını çadır ve benzeri seyyar mekânları da kapsayacak şekilde yaptığı için, ister farklı amaçlarla ister sigara içme mekânı olarak tasarlansın, çadır benzeri yerlerde de sigara içilmesi yasak olacak. Bu yasak, tiryakiler için bahçeye çadır kurmayı planlayan TBMM yönetimini de zor durumda bıraktı.

İstisnası yok mu?

Yaşlı bakım evleri, ruh ve sinir hastalarının yatarak tedavi gördüğü birimler ve ceza infaz kurumları yasak kapsamı dışında kalacak. Şehirlerarası veya uluslararası güzergâhlarda yolcu taşıyan deniz araçlarının güvertelerinde sigara için toplam alanın yüzde 10’unu geçmemek üzere özel alan oluşturulabilecek.

İçki içerken de yasak mı?

Lokanta, bar, kafeterya ve kahvehanelerde yasak 19 Temmuz 2009’da yürürlüğe girecek. Ancak ticaret merkezi, işhanı, sinema, tiyatro, havaalanı, otogar, spor ve eğlence tesisi, alışveriş merkezi gibi yerlerin içinde olup, tecrit edilmemiş ve hava geçişi engellenmemiş şekilde faaliyet gösteren lokantalar ile kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti veren işletmeler de bugünden itibaren yasak kapsamında olacak.

Stadyum yasağın neresinde?

Açık havada yapılan her türlü spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı yerler ile bunların seyir yerlerinde sigara yasak olacak. Buralarda faaliyet ve seyir alanları dışında, sigara için toplam alanın yüzde 50’sini geçemeyecek özel alanlar oluşturulabilecek.

Çocuklar korunuyor mu?

Tütün ürünleri, 18 yaşını doldurmamış kişilere satılamayacak ve tüketimlerine sunulamayacak. Çocuklar tütün işinde çalışamayacak. Tütün ürünleri sadece yetkili satıcılarda satılabilecek. Tane ile satış yapılamayacak.

Otomatik makinelerde satış yapılamayacak. Telefon ve internetle sipariş yapılamayacak. Tütün ürünleri çocukların doğrudan ulaşacağı ve işletme dışından görülebilecek şekilde satışa sunulamayacak.

Cezası ne olur?

Yasak kapsamındaki yerlerde sigara içenler hakkında tutanak tutularak 62 YTL ceza kesilecek. İzmarit, paket, ağızlık, kâğıt gibi atıkları çevreye atanlara da 20 YTL ceza verilecek.

Film, dizi ve müzik kliplerinde tütün ürünlerinin reklamının yapılması halinde, yerel yayın yapanlara bin ila 5 bin YTL, bölgesel yayın yapanlara 5 ila 10 bin YTL, ulusal yayın yapan kuruluşlara ise 50 bin ila 100 bin YTL idari para cezası verilecek. Sadece, tarihi belge niteliğindeki görüntüler için bu yasak geçerli olmayacak.

Uyarı var mı?

Tütün ürünlerinin içilmesinin yasaklandığı yerlerde, yasal düzenleme ve buna uymamanın cezai sonuçlarını belirten uyarılar; salonlarda asgari 10 santimetrelik puntolarla, toplu taşım araçlarında 3 santimetrelik puntolarla herkes tarafından görülebilir yerlere asılacak.

Cezayı kim yazacak?

Tütün yasağı olan açık ve kapalı alanlarla spor, kültür, sanat ve eğlence yerlerinde sigara içenlere para cezası, ilgili idari birim amirinin yetkili kıldığı kamu görevlilerince verilecek. Toplu taşıma araçlarında ise ilk başvurulan kolluk birim yetkilileri ceza kesecek.

Sigara yasağının uygulanmasıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletmeler önce yazılı olarak uyarılacak. Uyarı dikkate alınmazsa 500 YTL ile 5 bin YTL arasında ceza verilebilecek.

Sağlık, eğitim ve öğretim, kültür ve spor hizmeti verilen yerlerde tütün ürünlerini satanlara, belediye sınırları içinde belediye encümeni, belediye sınırları dışında genel kolluk tarafından 1000 YTL ceza kesilebilecek. Alıntı : Milliyet, Saliha Çolak, 19 Mayıs 2008, “A’dan Z’ye sigara yasağı”

Yazı kategorisi: Güncel Konular, Sağlık | Etiketler: , | 2 Yorum »

İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth’in Türkiye’yi ziyaret etmesi bizi kıllandırmalı mı ?…

Yazan: asimumit Mayıs 19, 2008

İngiltere Kraliçesi II.Elizabeth uzun süren ziyaretini tamamlayarak ülkemizden ayrılırken, çeşitli yorumlar da yapılmaya başlandı. Buna örnek olarak stratejikboyut.com sitesinde “Kraliçe’nin Ziyaretindeki 3 Sır” başlığı taşıyan yazı konuyu değişik bir açıdan ele almış.

Kraliçe’nin Ziyaretindeki 3 Sır

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in şimdiye kadar ki 3 Türkiye ziyaretinin tarihleri karşılaştırılınca ortaya çıkan çarpıcı tablo…

1. Ziyaret : İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, ilk Türkiye ziyaretini 27 Mayıs 1960 ihtilalinin hemen ardından 1961′de yaptı. Ziyaret, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam dönemine rast geldi. Kraliçe’nin Devlet ve Hükümet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel’le yaptığı görüşmede Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamının engellenmesini istediği öne sürüldü. Ancak; 6 Mart 1961’de gerçekleşen görüşmeden yaklaşık 6 ay sonra, Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edildi.

2. Ziyaret : Kraliçe’nin ikinci ziyareti de dikkat çekiciydi. Kraliçe, 12 Mart 1971′deki askeri müdahalenin ardından yine bir ziyaret yaptı. Ekim 1971′de Türkiye’ye geldiğinde Başbakan Nihat Erim’in önünde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam dosyaları vardı.

3. Ziyaret : Kraliçe’nin bugün sona erecek 3. ziyareti de AK Parti hakkında açılan kapatma davasının gölgesinde gerçekleşti. Yargıtay Başsavcısı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve 70 AK Partili’nin siyasetten yasaklanmasını isterken Kraliçe, Gül ve Başbakan Erdoğan’la görüştü.

Sizce Kraliçe’nin bu ziyaretleri bizi kıllandırmalı ve “Bayram değil, seyran değil. Kraliçe bizi neden ziyaret etti” mi diyelim ? Ya da “Canım kadının canı sıkılmış, bir Türkiye gezisi yapmış ne var bunda ?” mı diyelim… Yorum sayın okuyucuların…

Yazı kategorisi: Güncel Konular | » yorum bırak;

Türkiye’den bir kraliçe geçti…

Yazan: asimumit Mayıs 19, 2008

İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth ve Edinburg Dükü Prens Philip Ankara’ya özel uçakla geldi. Kraliçe’nin uçağında 25 kişinin bulunduğu ve Kraliçe’nin Türkiye’ye toplam ağırlığı 1600 kilogram olan hediye getirdiği bildirildi. Kıyafetiyle dikkat çeken Kraliçe ve eşi, Esenboğa Havalimanında Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve eşi Nihal Aydın tarafından karşılandı.

Kraliçe’nin gelişi nedeniyle Esenboğa havalimanı’nda çok sıkı güvenlik önlemleri alındı. Özel eğitimli köpeklere gazetecilerin çantaları aratıldı, kameraları kontrol ettirildi. Kraliçe, apronda kendisi için bekletilen araca binerek Anıtkabir’e hareket etti. Kraliçe’ye Anıtkabir’de de Devlet Bakanı Mehmet Aydın eşlik etti.

Uzun yürüyüşün ardından Atatürk’ün mozolesine çelenk koyan II. Elizabeth, Anıtkabir özel defterine “Birleşik krallığın büyük değer verdiği bir dostu ve modern tarihin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’e saygılarımı sunmak benim için büyük bir onurdur” yazdı. Kraliçe, yazısını “Elazabeth” adıyla imzaladı.

İngiltere Kraliçesi’ne Anıtkabir ziyaretinde, Anıtkabir tanıtım seti ve Anıtkabir madalyonunun yanısıra İngiltere Kralı 8. Edward’ın 1936’da İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in de 1971’de Türkiye ziyaretleri sırasında Anıtkabir’de çekilen fotoğraflarından oluşan bir albüm hediye edildi.

Elizabeth, Çankaya Köşkü’nde de Cumhurbaşkanı Gül tarafından resmi törenle karşılandı. Köşk’teki törende de bomba arama köpekleri de görev başındaydı.

Gül, aracından elini sıkarak indirdiği Kraliçe ile birlikte önce ulusal marşları dinledi, ardından tören kıtasını denetledi. Gül, Kraliçe’ye tören kıtasını “Muhafız alayı emirlerinize hazırdır majesteleri…” sözleriyle takdim etti. Kraliçe ise, “Merhaba asker” diyerek tören kıtasını Türkçe selamladı. Cumhurbaşkanı Gül, ardından ekibini Kraliçe’ye takdim etti.

Gül ve Kraliçe Elizabeth Çankaya Köşkü’nün girişinde birlikte poz verdi. Ardından Hayrünnisa Gül ve Kraliçe Elizabeth’in eşi Prens Philip fotoğrafa dahil oldu. Gül ve Kraliçe, daha sonra başbaşa görüştü.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Birleşik Krallık’ın, Türkiye’nin AB üyeliğine doğru yürüyüşünde en sadık destekçilerinden olageldiğini belirterek, “Bu tereddütsüz ve daimi desteğinize müteşekkiriz. Bu desteğinizin katılım sürecindeki ilerleyişimizde süreceğinden eminiz” dedi.
Gül daha sonra, Kraliçesi II. Elizabeth onuruna Çankaya Köşkü’nde akşam yemeği verdi. Yemekteki konuşmasına, “Türk milleti adına, en içten dileklerimle sizlere ‘Türkiye’ye hoş geldiniz’ demek istiyorum” sözleriyle başlayan Gül, “Majesteleri’nin Türkiye’ye bugün gerçekleştirdikleri bu ikinci devlet ziyareti, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki güçlü ilişkilerin harikulade bir göstergesi olup, stratejik ortaklığımızı daha da geliştirecek bir özellik taşımaktadır” dedi.
İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth de, konuşmasına “Nazik sözleriniz ve bugünkü cömert karşılamanız için çok teşekkürler. Ben ve Prens Philip, 36 yıldan uzun bir süre önce yapmış olduğumuz ve güzel hatıralarını halen taşıdığımız son ziyaretimizin ardından tekrar Türkiye’de olmaktan büyük bir memnuniyet duymaktayız” sözleriyle başladı.

Türkiye’yi 1971 yılındaki ziyareti sırasında, Mustafa Kemal Atatürk’ün zengin ve köklü geleneklere sahip bu ülkeyi çağdaş, aydınlanmış ve demokratik bir devlet yapma yolunda göstermiş olduğu muazzam başarıya tanık olduğunu belirten Kraliçe Elizabeth, “Bugünkü, kendine güvenen, dinamik demokrasi haline gelebilmek için Türkiye’nin atmayı sürdüreceği büyük adımlar, o zamanlardan hayal bile edilemezdi. İçinde bulunduğumuz bu yeni yüzyılda, ülkelerimiz arasındaki bağların her zamankinden daha da güçlü olmasını kutlayabiliriz” diye konuştu.

Kraliçe Elizabeth, bu ulusun bulunduğu coğrafyanın, tarih boyunca, sadece kendi halklarına ait tarihin büyük bir kısmını belirlemekle kalmadığını, aynı zamanda dünya üzerinde de güçlü bir etkiye sahip olduğunu söyledi.

Antik Truva gibi klasik medeniyetlere ve bilinen en eski insan yerleşimlerine ev sahipliği yapmanın da ötesinde, bu ülkenin, gerek İslamiyet, gerekse Hristiyanlık açısından da kilit bir konuma sahip olduğunu belirten Kraliçe Elizabeth, sözlerine şöyle devam etti:

“En güçlü olduğu dönemde, başkenti İstanbul ile Osmanlı İmparatorluğunun sınırları, Viyana’nın kapılarından Kuzey Afrika’ya kadar uzanıyordu. İki kıtaya yayılmış bu ülkenin stratejik konumu, bir çoklarını, aralarında geçtiğimiz günlerde Gelibolu Yarımadasında törenlerle anılan cephelerin de bulunduğu, Birinci Dünya Savaşının en kanlı çarpışmalarının içine sürüklemişti. Ve Atatürk, bu savaşın kalıntılarından, bu çağdaş ulusun atası olmakla kalmayıp, o çok ünlü beyanını yaparak, denizaşırı ülkelerden bu topraklara gelip, burada yaşamlarını yitirenlerin artık Türkiye’nin birer evladı olduğunu ilan etmişti. İşte, o duyarlılık, Birleşik Krallık’ın çok büyük bir değer atfettiği Türkiye ile ilişkilerinde bugün bile yankılanmaktadır.”

Kendileri için Türkiye’nin, her zaman olduğu gibi bugün de son derece önemli olduğunu ifade eden Kraliçe Elizabeth, “Yurt içinde, AB üyelik olasılığı şimdiden ülke vatandaşlarının hayatını iyileştiren değişimlere ilham kaynağı olmayı başardı. Yurt dışında ise gerek AB için, gerekse tüm dünya için son derece kritik bir zamanda Türkiye, Doğu ile Batı arasında eşsiz bir köprü haline geldi” diye konuştu.

Kraliçe Elizabeth, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’a hitaben, Medeniyetler İttifakı inisiyatifi aracılığıyla duyurdukları sesin bir ılımlılık ve uzlaşı çağrısı olduğunu kaydederek, “Dünyanın en sorunlu bölgelerinden bazılarında, barışın teşviki, siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma için kilit bir rol oynamaktasınız. Ve, Afganistan’da ülkelerimiz, bu sıkıntılı ülkede yürütülen NATO görevinin ortaklarındandır” dedi. Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki bu ortaklığın, ister enerji temininde güvenliğin sağlanması olsun, ister uyuşturucu veya insan kaçakçılığıyla mücadelede olsun, birçok farklı alanda ve şekilde kendisini gösterdiğini kaydeden Kraliçe Elizabeth, tüm bu nedenlerden ötürü, geçen yıl iki ülke başbakanlarının imzaladığı stratejik ortaklık anlaşmasından da anlaşılacağı üzere, Birleşik Krallık’ın, Türkiye ile ilişkilerine azami önem atfettiğini belirtti.

Kraliçe Elizabeth, aralarındaki bağların normal vatandaşlara sağladığı faydaların da her geçen gün arttığını kaydederek, her iki ülkede de binlerce işin, iki ülke arasındaki ticarete dayandığını, Türkiye’ye her yıl iki milyon Britanyalı turistin geldiğini, binlerce Britanyalının Türkiye’yi evi olarak benimsediğini ve okumak için Birleşik Krallık’a gelen Türk öğrencilerin sayısının da her geçen gün memnuniyet verici bir şekilde arttığını bildirdi.

Kendisi ve eşi Prens Philip’in, önümüzdeki günlerde bu işbirliğinin güzel yansımalarını göreceklerini ve unutulmaz olacağından emin olduğu bu ziyareti büyük bir heyecanla beklediklerini ifade eden Kraliçe Elizabeth, konuşmasını, “Bu yüzden, büyük bir memnuniyetle, konuklarımızı ayağa kalkarak kadeh kaldırmaya davet ediyorum. Türkiye Cumhurbaşkanı ve Halkına…” sözleriyle noktaladı.

Cumhurbaşkanı Gül ve eşi Hayrünnisa Gül ile Kraliçe Elizabeth ile eşi Edinburg Dükü Prens Philip, yenilenmiş Atatürk portresinin altında konukları karşıladı.

Kraliçe Elizabeth, tacıyla birlikte, yeşil yapraklı kırmızı üzüm motifli beyaz bir elbise, beyaz eldivenler, gümüş rengi çanta ve aynı renk ayakkabıyla katılırken, eşi Prens Philip’in de, 2. Dünya Savaşı sırasında donanmadaki hizmetinden dolayı kazandığı nişanların da olduğu madalyayı taktığı gözlendi.

Göreve başladığı gün bile takım elbise giyen Gül ise, bu kez Kraliçe için smokin giydi. Eşi Hayrunnisa Gül de, pembe ve gümüş renkli, tek parça elbise ve aynı renkteki ayakkabı ve çantasıyla yemeğe katıldı.

Gül, Kraliçe Elizabeth tarafından kendisine takdim edilen, İngiltere’nin en önemli nişanlarından biri olan “Knight Grand Cross of the Order of the Bath” (GCB) nişanını ceketine takarken, Kraliçe Elizabeth de elbisesine, Gül tarafından kendisine verilen devlet nişanını taktı.

Yazı kategorisi: Haber | Etiketler: | » yorum bırak;

Türkiye’nin AB Macerası…

Yazan: asimumit Mayıs 14, 2008

1959

31 Temmuz: Türkiye, AET’ye ortaklık için başvurdu.

11 Eylül: AET Bakanlar Konseyi, Ankara ve Atina’nın Ortaklık başvurularını kabul etti.

28-30 Eylül: Avrupa Toplulukları Komisyonu ile Türkiye arasındaki ilk hazırlık görüşmesi yapıldı.

 

1963

12 Eylül: Türkiye ile AET’yi Gümrük Birliğine götürecek ve tam üyeliği sağlayacak olan Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) imzalandı.

12 Eylül: I. Mali Protokol imzalandı.

 

1964

1 Aralık:Türkiye-AET Ankara Anlaşması yürürlüğe girdi. Birinci Ortaklık Konseyi toplantısı yapıldı.

 

1966

16-17 Mayıs: Birinci Türkiye-AET Karma Parlamento Komisyonu Brüksel’de toplandı.

 

1968

9 Aralık: Katma Protokol görüşmeleri başladı.

 

1970

26 Ekim: İlk Gümrük İşbirliği Komitesi toplantısı yapıldı.

19 Kasım: Ortaklık Konseyi’nde Katma Protokol metni kabul edildi.

23 Kasım: Katma Protokol Brüksel’de imzalandı.

23 Kasım: II. Mali Protokol imzalandı.

 

1971

5 Temmuz: Katma Protokol, TBMM’de 69’a karşı 149 oyla kabul edildi.

22 Temmuz: Senato, Katma Protokolü kabul etti.

1 Eylül: Katma Protokol’ün ticari hükümleri “Geçici Anlaşma” ile yürürlüğe konuldu.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Türkiye-AB İlişkileri | Etiketler: , | » yorum bırak;

Terörle mücadele internette de devam ediyor…

Yazan: asimumit Mayıs 13, 2008

Terör, eskisi gibi dağlarda değil artık. Sanal alemde de çok ciddi bir savaş sözkonusu. Peki bu durumun hukuki bir yaptırımı yok mu? Dr. Münevver Aydın’ın stratejikboyut.com sitesinde “Terörizm İnterneti Nasıl Kullanıyor?“ başlıklı yazısında bu konuyu ele almış… İşte yazının ayrıntıları…

Terörle mücadelede çeyrek asrı geride bıraktık. Bu mücadele sırasında 30.000’i aşkın vatandaşımızı kaybettik. Bu mücadelenin ülkemize maliyeti 300 milyar doları aştı[1]. Kaybedilen canlara paha biçilemez. Bununla birlikte, ülkemizin toplam dış borcunun 226 milyar[2] olduğu hususu göz önüne alındığında bu mücadelenin ekonomik anlamda ülkemize ve milletimize ne kadar pahalıya mal olduğu açıkça görülüyor. Peki bunca yıllık mücadeleye, bunca cana ve bu kadar milyar dolara mal olan bu mücadelede gerçek anlamda mesafe alabildik mi ? Sorunun çözümüne yönelik somut adımlar atabildik mi ? Konuyu duygusal zeminden kurtarıp mantıklı bir zemine çekebildik mi ?

Bu sorulara “Evet” cevabını verebilmeyi çok isterdim. Ancak, 25 yıldır mücadelenin hala nizami birliklerle yürütülüp, işin profesyonel birliklere verilmeyişi; bir yandan terörle mücadelede önemli mesafeler alınmasını sağlayan özel harekât timlerinin bir kısım kurumsal çıkarlar doğrultusunda tasfiye edilmesi diğer yandan çıkılıp profesyonel birliklerden dem vurulması; bölgemizde binlerce yıllık geçmişe dayanan genişleme hülyaları olan bir ülkeye ülkemizin savunma sanayisinin (uçak ve tank modernizasyon projeleri) teslim edilmesi[3]; ülkemize yönelik bölücü faaliyetler yürüten gruplara her türlü eğitim ve silah desteği sağlayan bu ülkenin pilotlarının ülkemizde eğitilmesi; bu ülke uçaklarına hava sahamızın kullandırılması[4]; Dağlıca baskını ile iyice gün yüzüne çıkan istihbarat eksikliğimiz; daha önce defaten parti kapatmalar yaşandığı ve bunlardan hiçbir yarar sağlanmadığı halde DTP’nin kapatılmaya çalışılması[5] ve daha nice gelişmeler bizim terörle mücadeleyi hala öğrenemediğimizi ve bu konuyu tam olarak kavrayamadığımızı göstermektedir.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Türkiye'de Terörizm, Türkiye'nin Sorunları | Etiketler: , , | 1 Yorum »

Tartışılan sosyal güvenlik reformu…

Yazan: asimumit Mayıs 13, 2008

Üzerinde uzun süredir çalışılan ve yoğun tartışmalara neden olan Sosyal Güvenlik Reformunun temel amacı adil, kolay erişilebilir, yoksulluğa karşı daha etkin koruma sağlayan, mali açıdan sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemine ulaşabilmektir denilebilir.

Sosyal güvenlik reformu ile nüfusun tümüne, hakkaniyete uygun, eşit ve kaliteli sağlık hizmeti sunumunun finanse edildiği genel sağlık sigortasının ve sağlık dışındaki kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının yer aldığı tek bir emeklilik sigortası rejiminin kurulması; halen dağınık bir halde yürütülen primsiz ödemeler ve sosyal yardımlar sisteminin toplulaştırılarak nesnel yararlanma ölçütlerine dayalı, tüm muhtaç kesimlerin erişebileceği bir sistemin oluşturulması ve son olarak yukarıda anılan üç temel işleve ilişkin hizmetlerin çağdaş, etkin ve kişilerin günlük hayatlarını kolaylaştıracak şekilde sunulmasına olanak sağlayacak yeni bir kurumsal yapının kurulması amaçlanmaktadır.

Sosyal Güvenlik Reformu’na ilişkin ayrıntılı incelemeye geçmeden önce söz konusu reformun geçirdiği sürece bakmakta fayda vardır. Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel amaçlarından birisi ekonomik kalkınmayı sosyal adaletten taviz vermeden gerçekleştirmek, toplumun refah seviyesini yükseltmektir. Bu amacı gerçekleştirmeyi sağlayacak çalışmalardan birisi de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından sürdürülen sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılmasıdır.

Bilindiği gibi 2006 Yılı Aralık ayında Anayasa mahkemesi, çıkarılan kanunun anayasaya aykırı olduğu yönünde bir karar aldı. Aradan geçen bir yılı aşkın sürede genel seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi konjonktürel gündemlere odaklanılan ülkemizde reform sürecinde büyük gecikmeler yaşandı. Son olarak 2002 yılının sonlarında başlayan ve beş yılı aşkın süredir yoğun bir biçimde devam eden sosyal güvenlik sisteminde reform çalışmalarında Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı sayesinde önemli bir aşamaya gelinmiştir.

Böyle bir reforma neden ihtiyaç duyulduğuna bakacak olursak şunları söyleyebiliriz.;

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Sosyal Haklar | Etiketler: , , | » yorum bırak;

ABD’nin yüz yıllık planı…

Yazan: asimumit Mayıs 11, 2008

Bu yazıda ABD’nin 2003′te Irak’ı işgaliyle düğmesine basılan, en azbir asır bölgemizin altını üstüne getirecek çok uzun vadeli stratejinin dosyasına göz atacağız.

Pasifik adası Guam’la Amerikalı Demokratlar’ın başkan adayı yarışında bir viraj daha geride kaldı. Hillary Clinton ile Barack Obama yenişemediler; 2′şer delege kazandılar.

Sürecin kalan bölümünde de Barack ve Clinton’ın gerekli 2025 delegeyi kazanamayacakları, düğümün 25-28 Ağustos’ta Denver’de yapılacak kurultayda çözüleceği kesinleşti.

Buna karşılık Cumhuriyetçiler’in adayı aylar önce belli oldu: Başkan Bush’un dış politikasına tam destek veren John McCain, 1-4 Eylül’de Minneapolis’te yapılacak kurultayda partinin Beyaz Saray adayı ilan edilecek. Demokratlar çekişedursun, Cumhuriyetçiler güvenle 4 Kasım’daki başkanlık seçimini bekleyedursun; “Yeni ABD Başkanı, Bush’un dış politikalarını sürdürecek mi?” tartışması başladı bile.

Geçen hafta, Saddam Hüseyin rejiminin Başbakan Birinci Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Tarık Aziz’in Irak’ın işgalinden 5 yıl sonra yargı önüne çıkarılması vesilesiyle arşivimizi karıştırdık. Onun 17 Ağustos 1982′de “Le Monde” gazetesinde yayınlanan demecini bulduk. İçimiz sızladı.

1982′yi kısaca anımsatalım: ABD’de Ronald Reagan ilk dönem başkanlığını yarılamadı bile. Irak ile İran arasındaki savaş (Bağdat’a başta ABD olmak üzere tüm Batı, Tahran’a ise Sovyetler Birliği sürekli silah takviyesi yapıyorlardı. Bush döneminde Savunma Bakanlığı’na getirilecek ve Irak’ın işgalinde çok önemli rol üstlenecek Donald Rumsfeld, Bağdat’a gidip Saddam’a “Her türlü silah ihtiyacınızı karşılamaya hazırız” diyordu.) dar bir bölgede (Şatt-ül Arap) iki taraftan da binlerce cana mal olan siper çatışmalarıyla sürüp gidiyor. (Savaş iki tarafın sınırlarına çekilmesiyle 1987′de bitecek. Geriye milyonlarca ölü ve ekonomileri çökmüş iki ülke kalacak.)

İşte öyle bir savaşın henüz başında Tarık Aziz, 1929′da İskenderiye’de doğan ve bu coğrafyayı çok iyi bilen Paul Balta’yla mülakatında şöyle diyor:
Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Makale | Etiketler: , | 1 Yorum »

GAP’ta son durum, GAP’ın tamamlanması halinde Türkiye’ye ve bölgeye sağlayacağı ekonomik katkılar…

Yazan: asimumit Mayıs 11, 2008

Kuraklık ve spekülatif sebeplere bağlı gıda ürünlerinde dünyada darlık yaşanırken, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Konya Ovası Projesi (KOP) ve Polatlı Ovası Projesi benzeri projelerle, gelecekte Türkiye’yi bolluk bekliyor.

Söz konusu projelerle ‘’sulanabilir” alanlar büyürken, tarımda üretim ve ürün çeşitliği artacak, katma değer yükselecek. Bir başka deyişle dünyada isyanlara kadar varan sorunlara yol açan gıda krizi, Türkiye’ye için fırsata dönüşecek.

GAP İdaresi Başkanlığından alınan bilgiye göre, GAP’ın sulama projeleri tamamlandığında, şimdiye kadar devlet eliyle gerçekleştirilen ‘’sulama alanına eşit bir alan” daha sulu tarıma açılmış olacak.

Böylece GAP’ın meydana getireceği yüksek tarım ve sanayi potansiyeli, bölgede ekonomik hasılayı 4,5 kat artıracak, nüfusu 8,6 milyona ulaşacak bölge halkının yaklaşık 3,5 milyonuna iş imkanı sunacak.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2 yılda 5 ürün alınabilen ve dolayısıyla da eşine az rastlanacak nitelikte iklim koşullarına ve verimli topraklara sahip. İşlemeye elverişli arazi miktarı yaklaşık 2 milyon 477 bin hektar ile toplam arazinin yüzde 33′ü kadar. Kısıtlı işlemeye uygun arazi 694 bin hektar da hesaba katıldığında, bölge topraklarının yüzde 42,2’si tarıma elverişli görünüyor.

Bölge illerinde kuru tarım koşullarından, sulu tarım koşullarına geçilmesi ile yüksek katma değer yaratan tarım ürünlerinin ürün deseninde yer alması sağlanıyor. Bölgede sulamaya açılan alanlarda, özellikle endüstri bitkilerinden pamuk ekimi yaygın. Tekstil ve konfeksiyon sektörünün ana ham maddesi olan pamuk, 2005 yılı ekilen alan 295 bin hektar ve bu alandan elde edilen ürün miktarı ise 1 milyon 179 bin 252 ton. Türkiye ekilen alanlarının yüzde 54′ü kadar Tahıllardan buğday, arpa ikinci üründe de mısır yaygın olarak yetiştiriliyor. Buğday 2005 yılı ekilen alan 1 milyon 166 bin 612 hektar, bu alandan elde edilen ürün miktarı ise 2 milyon 932 bin 322 ton. Türkiye ekilen alanlarının ise yaklaşık yüzde 13′ü düzeyinde.

Yazının devamını oku »

Yazı kategorisi: Güncel Konular | Etiketler: , | » yorum bırak;