Tartışılan sosyal güvenlik reformu…
Yazan: asimumit Mayıs 13, 2008
Üzerinde uzun süredir çalışılan ve yoğun tartışmalara neden olan Sosyal Güvenlik Reformunun temel amacı adil, kolay erişilebilir, yoksulluğa karşı daha etkin koruma sağlayan, mali açıdan sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemine ulaşabilmektir denilebilir.
Sosyal güvenlik reformu ile nüfusun tümüne, hakkaniyete uygun, eşit ve kaliteli sağlık hizmeti sunumunun finanse edildiği genel sağlık sigortasının ve sağlık dışındaki kısa ve uzun vadeli sigorta kollarının yer aldığı tek bir emeklilik sigortası rejiminin kurulması; halen dağınık bir halde yürütülen primsiz ödemeler ve sosyal yardımlar sisteminin toplulaştırılarak nesnel yararlanma ölçütlerine dayalı, tüm muhtaç kesimlerin erişebileceği bir sistemin oluşturulması ve son olarak yukarıda anılan üç temel işleve ilişkin hizmetlerin çağdaş, etkin ve kişilerin günlük hayatlarını kolaylaştıracak şekilde sunulmasına olanak sağlayacak yeni bir kurumsal yapının kurulması amaçlanmaktadır.
Sosyal Güvenlik Reformu’na ilişkin ayrıntılı incelemeye geçmeden önce söz konusu reformun geçirdiği sürece bakmakta fayda vardır. Bilindiği gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel amaçlarından birisi ekonomik kalkınmayı sosyal adaletten taviz vermeden gerçekleştirmek, toplumun refah seviyesini yükseltmektir. Bu amacı gerçekleştirmeyi sağlayacak çalışmalardan birisi de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından sürdürülen sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılmasıdır.
Bilindiği gibi 2006 Yılı Aralık ayında Anayasa mahkemesi, çıkarılan kanunun anayasaya aykırı olduğu yönünde bir karar aldı. Aradan geçen bir yılı aşkın sürede genel seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi konjonktürel gündemlere odaklanılan ülkemizde reform sürecinde büyük gecikmeler yaşandı. Son olarak 2002 yılının sonlarında başlayan ve beş yılı aşkın süredir yoğun bir biçimde devam eden sosyal güvenlik sisteminde reform çalışmalarında Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı sayesinde önemli bir aşamaya gelinmiştir.
Böyle bir reforma neden ihtiyaç duyulduğuna bakacak olursak şunları söyleyebiliriz.;
Bu konudaki en önemli etken yıllık 25 Milyar YTL’yi bulan sosyal güvenlik açığıdır denilebilir. Ayrıca Sosyal güvenlik sistemleri açısından temel unsur insandır ve nüfus projeksiyonları oldukça büyük önem taşımaktadır.
Nüfus projeksiyonlarına bakıldığında, bugün genç olan nüfusumuzun hızla yaşlanmakta olduğu ve 2012 yılında 65 yaş üstü nüfusun 0-64 yaş arası toplam nüfusa oranın %7′ye, 2039 yılında da %14′e çıkacağı öngörülmektedir. Yaşlı nüfusun, toplam nüfus içindeki payının %7′den %14′e ulaşması Fransa’da 115 yıl, Batı Almanya’da ve İngiltere’de 45 yıl, ABD’ de 75 yıl sürmüşken, Türkiye’ de bu orana 27 yılda ulaşılacaktır.
65 yaş üzeri nüfus ile 0-14 yaş arası nüfusun çalışabilir nüfusa oranını gösteren toplam bağımlılık oranı, Türkiye’de 2025 yılına kadar geriledikten sonra, bu yıldan itibaren artış eğilimine girecek ve bu eğilim 2035 yılından itibaren hızlanacaktır. Bir başka ifadeyle, önümüzdeki 20 yılda bağımlı nüfusun azalacağı, buna karşılık çalışabilir nüfusun artacağı bir dönem yaşanacaktır. Dolayısıyla, önümüzde “demografik fırsat penceresi” olarak adlandırılan bir dönem bulunmaktadır. Bu hususta belirtmek gerekir ki bu dönem, aynı zamanda gerek büyüme hızının, gerek tasarrufların yükselmesi, dolayısıyla sosyal güvenlik kurumlarının fon birikimi sağlaması beklenen ve sosyal güvenlik reformu için kaçırılmaması gereken bir dönemdir.
Sosyal güvenlik sistemlerinin en önemli amacı yoksulluğu azaltmaktır. Sosyal yardım ve hizmetler de dahil olmak üzere, ülkemizdeki sosyal güvenlik kurumlarının 2005 yılındaki toplam harcamalarının milli gelire oranı % 12 olmasına rağmen mevcut sosyal güvenlik sistemimizin bu amacı yeterince gerçekleştiremediğini görülmektedir.
Sosyal güvenlik sistemimiz tüm vatandaşları kapsam altına almamaktadır. Sosyal güvenlik sistemi içinde olanlar arasında ise, sahip oldukları haklar ve yükümlülükleri açısından bir çok farklılıklar mevcuttur. Kamu bütçesinden sosyal güvenlik kurumlarının açıklarını kapatmak için söz konusu kurumlara yapılan transferlerin milli gelir içindeki payı 2005 yılında %4.8′e ulaşmıştır. Diğer taraftan, sosyal güvenlik sisteminin yaşadığı finansman sorunu, kamu finansmanı üzerinde yarattığı baskı dolayısıyla, başta enflasyon olmak üzere, diğer temel ekonomik göstergeleri de olumsuz etkilemektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun finansman dengesini bozan en önemli sorunlardan birisi erken emekliliktir. SSK’da emeklilerin % 62’sinin yaşının asgari emeklilik yaşı olan 58-60 yaşın altında olması, sorunun boyutunu açıkça ortaya koymaktadır. Bunun yanında, sosyal güvenlik sisteminin finansman sorununun bir bölümü de prime esas kazancın düşük gösterilmesi, kayıt dışı istihdamın yüksekliği, prim tahsilat oranının düşüklüğü gibi gelirleri azaltıcı, diğer bir kısmı ise erken yaşta emeklilik uygulamaları, primi alınmadan yapılan sigorta ödemeleri, borçlanma kanunları gibi giderleri artırıcı gelişme ve uygulamalardan kaynaklanmaktadır.
Ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu kurulana kadar sosyal güvenlik alanında faaliyet gösteren çok sayıda kurumun bulunması, bu kurumlar kapsamında bulunan kişilerin hak ve yükümlülüklerinin farklılaştığı bir sosyal güvenlik sistemi yaratmaktaydı. Bu dağınık yapı eşgüdüm sağlanmasını önlemektedir. Diğer taraftan, mevzuatın karmaşık olması, aşırı bürokratik işlemler, bilgi işlem altyapısının yetersiz olması gibi sorunlar sosyal güvenlik kurumlarının etkin çalışmasına engel olmaktadır.
Yukarıda kısaca geçmişini özetlemeye çalıştığımız Ak Parti Hükümeti’nin gerçekleştirmeye çalıştığı reform konusunda çeşitli toplum kesimlerinin görüş ve düşüncelerine de bakmakta fayda vardır.
Konunun iki önemli cephesi sendika ve hükümet, yılda 25 milyar YTL’yi bulan açığa Türkiye’nin daha fazla devam edemeyeceği ve reformun gerekliliği konusunda hemfikir. Ancak uygulamanın nasıl gerçekleşeceği konusunda ciddi görüş farklılıkları var. Sivil toplum kuruluşları ve bu alanda önde gelen akademisyenlere göre, hükümetin bu alanda önerdiği değişiklikler Avrupa Sosyal Modeline uygun değildir. Sendikalara göre de söz konusu değişiklikler imkanları kısıtlı olanları mağdur edecektir.
Bir önceki dönem kabinesinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görev yapan Murat Başesgioğlu, bakanlığın Avrupa Sosyal Modeline uygun bir reform paketi oluşturacağı taahhüdünde bulunmuştu.
Avrupa Sosyal Modeli’nin ne olduğuna baktığımızda bu modelin AB kurumları tarafından üye ülkelere uygulanan bir dizi düzenlemeden oluşmadığını görürüz. Söz konusu modelin ortaya çıkışı, AB üyesi ülkelerin temsilcilerinin Birliğin geleceğine ilişkin bir eylem ve gelişim planı oluşturmak amacıyla 2000 yılında Lizbon’da toplanmasına dayanmaktadır. Bu tarihte biraraya gelen üye ülkeler, sosyal politikalarını, isteğe bağlı katılıma ve üye devletlerin en iyi uygulamalarına ilişkin norm ve ilkelere dayalı, “Açık Koordinasyon Yöntemi” adı verilen bir yönetim süreci çerçevesinde koordine etme konusunda anlaşmaya varmışlardır.
Açıkladığımız gibi söz konusu yöntem, ucu açık, isteğe bağlı ve esnek bir süreç olduğundan, Ak Parti Hükümeti’nin sunduğu önerilerin kriterlere gerçekten uyup uymadığını tespit etmek oldukça zordur. Fakat başta sendikalar olmak üzere planı eleştirenler, hükümetin yeterli diyalog yapıldığı iddialarına karşılık, reform paketinin hazırlık aşamasında hak sahipleriyle çok az diyalog içine girildiğini ve hükümetle yeterince işbirliği yapılmadığını öne sürmektedirler. Dahası aynı kesimler, bu durumun, Avrupa sosyal modeline ters düşen ve toplumun daha zayıf kesimlerine karşı ayrımcı bir yanı olan, demokrasi dışı bir politika oluşturma sürecine yol açtığı konusunda ısrar etmektedirler.
Başta sendikalar olmak üzere sivil toplum kuruluşları, son yıllarda, Türkiye’deki genel durumun aksine, AB üyesi ülkelerde kamu harcamalarının ulusal bütçe ve GSYİH içindeki payının arttığına dikkat çekmektedirler.
AB’nin 25 üyesi içinde (Birliğe yeni katılan Bulgaristan ve Romanya hariç tüm üyeler) kamu harcamalarının payı GSYİH’nin yüzde 20’sine ve bütçenin yüzde 40’ına eşittir. Mayıs 2004’te Birliğe katılan on üye ülkede ise bu rakamlar GSYİH’nin yüzde 17’sine ve bütçenin yüzde 37’sine eşit durumdadır. Türkiye’de ise bunun tersine 2004 yılında hükümetin sosyal güvenlik sisteminin finansmanına ayırdığı rakam, GSYİH’nin yalnızca yüzde 4,5’ine ya da bütçenin yüzde 13,8’ine eşitti. Hükümetin önerdiği Reform paketi ise bu katkının daha da aşağı çekilmesini öngörmektedir.
Şimdi de yasalaşma sürecinin son aşamalarına gelen ve Hükümet yetkililerince artık erteleme olmaksızın yürürlüğe gireceği vurgulanan Sosyal Güvenlik Reform tasarısının olumlu ya da olumsuz neler getirdiğini ana hatlarıyla ele almakta fayda var.
Kısa sürede yasalaşması beklenen Sosyal Güvenlik Reformu’nun ana unsurları olarak, herkesi sağlık güvencesi kapsamına alan Genel Sağlık Sigortası (GSS), emeklilik yaşının yükseltilmesi, prim gün sayısının artırılması ve maaş bağlama oranlarının düşürülmesi sayılabilir.
En genel anlamıyla tasarıya bakıldığında, söz konusu Reform tasarısında özellikle sağlık alanında yoksul toplum kesimlerinin lehine düzenlemelerin ağırlıkta olduğu söylenebilir. Kanımızca reform, sağlık alanında hak kaybına yol açmayıp aksine vatandaşın daha kolay sağlık hizmeti alabilmesini sağlayacaktır.
Buna karşın emeklilik ve emekli maaşları ile ilgili değişiklikte çalışanlar aleyhine birtakım düzenlemelerin uygulamaya konulacağı görülüyor. Yani emeklilik şartları ağırlaştırılarak, sosyal güvenlik açıkları azaltılacak. Bunun yerine sağlık hizmetlerine aktarılan kaynak artacak.
En çok tartışılan hususlardan biri olan emeklilik yaşı ile ilgili düzenlemeye bakıldığında, emeklilik yaşının yükselmesinden halen çalışanların etkilenmeyeceğini görmekteyiz. Buna karşın reform yürürlüğe girdikten sonra ilk kez işe girenler 65 yaşında emekli olacak.
Reform, emekli olabilmek için halen geçerli olan prim gün sayısını 7 binden 9 bin prim gün sayısına yükseltiyor. Ancak şu an sigortalı olarak çalışanlar bu düzenlemeden etkilenmeyecek ve 7 bin gün primle emekli olabilecekler.
Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten sonra prim ödeme gün sayısı ise her yıl 100′er gün artacak. Bu şekildeki artışlarla 2028′de işe giren birinin emekliliğe hak kazanabilmesi için 9 bin gün prim ödemesi gerekecek. Yasa, emeklilik yaşının ise 2036′dan sonra kademeli olarak artırılarak 2048′de 65′e yükseltilmesini öngörüyor.
Yani 2036 yılına kadar emekliliğine hak kazanacaklar için emeklilik yaşı artmıyor. 2036 yılına kadar prim gün sayısını tamamlayan kadınlar 58, erkekler ise 60 yaşında emekli olabilecek. 2036′dan sonra ise emeklilik yaşı kademeli artacak. 2048 yılına gelindiğinde hem erkek hem de kadınlarda emeklilik yaşı 65 olarak sabitlenecek.
Sosyal güvenlik reformu ile getirilen bir diğer husus da duruma göre emekli maaşlarında düşüşe yol açabilecek bir düzenleme. Reform, halen yüzde 2,6 olan maaş bağlama oranlarını 2′ye çekmekte. Ancak bu durum, maaşların her halükarda düşeceği anlamına gelmiyor.
Reform, halihazırda emekli olanların maaşlarını etkilemeyecek. On yıl veya daha fazla zamandır sistemde olanların maaşlarında da düşüş olmayacak. Ancak örneğin mevcut sisteme göre 20 yıl çalışıp emekli olan birisi, reform yürürlüğe girdikten sonra aynı sürede emekli olan birinden daha fazla maaş alacak.
Öte yandan Sosyal Güvenlik Reformu, kişilerin sistemde daha fazla kalmasını teşvik eden bir yapıda olacak. Reformun ardından kişiler, sistemde ne kadar uzun kalırsa o kadar yüksek maaş alacak. Emekli maaşlarının hesaplanmasında gelişme hızının etkisi ise düşecek. Gelişme hızının yüzde 25′i emekli aylığı artışında dikkate alınacak. Emekli aylıklarında artış yapılırken güncelleme katsayısı dikkate alınmamaktaydı. Yeni düzenleme ile gelişme hızının yüzde 25′i emekli aylığı artışında dikkate alınacak. Bu durum emekli maaşlarını düşürürken emeklilik için daha uzun çalışma zorunluluğu bu düşüşü telafi edecek.
Reformla ilgili olarak değinilebilecek bir diğer önemli husus da getirilecek “Genel Sağlık Sigortası” uygulamasıyla 18 yaşın altındaki herkesin sağlık güvencesine kavuşacak olması. Dünyaya gelecek her bebek sağlık güvencesinde olacak. Geliri asgari ücretin üçte birinin altında olanların sağlık primlerini devletin ödemesi öngörülüyor. Ayrıca dünya, olimpiyat ve Avrupa şampiyonluğu kazanmış sporcular ile bunların aileleri, vatansızlar, jokey ve antrenörler genel sağlık sigortalı sayılacak.
Reformla yeşil kart tarih olacak. Sadece geçen yıl yeşil kartlıların sağlık gideri için tam 4 milyar YTL para harcanmıştı. Tüm yeşil kartlılar Reform yürürlüğe girmesiyle birlikte genel sağlık sigortası kapsamına alınacaklar.
Genel Sağlık Sigortası uygulamasının, uzun vadede sağlık harcamalarını önemli ölçüde artırması öngörülüyor. Halen milli gelirin yüzde 1,8′i olan sağlık harcamaları Genel Sağlık Sigortası uygulamasının ardından hızla artarak 2015′te milli gelirin 4,8′ine, 2025′te ise milli gelirin yüzde 8,8′ine ulaşacak.
Reform, ilk kez işe girenlerin sağlık hizmetlerinden yararlanması hususunda da önemli bir değişiklik getiriyor. Buna göre ilk işe girenlerin sağlık hizmetinden yararlanabilmesi için daha önce üç aylık bir süre gerekmekte iken bu süre çalışanların lehine olarak bir aya indiriliyor. Aynı şekilde sigortalının eş ve çocukları için gerekli olan dört aylık bekleme süresi de bir aya iniyor. Ancak çalışırken işsiz kalan birisi sağlık hizmetlerinden mevcut durumda altı ay süre ile yararlanabilirken reformdan sonra bu süre yalnızca on güne indirilecek.
Vakıf üniversiteleri de kamu statüsünde kabul edilerek fark ücreti alamayacak. Ayaktaki tedavilerde bütün hastalardan 2 YTL katılım payı alınacak. Yatan hastalar katkı payı ödemeyecek. Özel hastaneler, hastadan en fazla yüzde 20 fark ücreti alabilecek. Ancak gazi ve şehit yakınları da özel hastanelerde ücretsiz tedavi olacak. Reform, doktor tarafından ikamet adresi dışına sevk edilenlere yol ve refakatçi parası ödenmesini de getiriyor. Ayrıca doğum izninde geçen süre, tıpkı askerlikte olduğu gibi borçlanılarak sigortaya saydırılabilecek.
Yapılacak Sosyal Güvenlik Reformuna göre, çalışanların maaşlarını banka aracılığıyla ödeme zorunluluğu getiriliyor. Maaşı bankaya yatırmayan işveren, ödeme yapmamış sayılacak. Bankalar ise yatan maaş için işverenden EFT veya havale ücreti talep edemeyecek.
Reformla birlikte banka sandıkları Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bünyesine alınmış olacak. Bankaların çalışanları için kurduğu bu sandıklar şu an aktif ve pasifi ile 300 bin kişiyi kapsıyor. Sözkonusu sandıklar, uzun süredir bazı bankalar için sorun teşkil etmekteydi. Halen 12 banka, dört sigorta şirketi ve TOBB bünyesinde faaliyet gösteren personel sandıklarından bazıları, emeklilerin aylıklarını ödemekte zorlanmaktaydı. Banka sandıklarının mali durumları kısa vadede Hazine’ye ek bir yük getirmeyecek. Sosyal Güvenlik Kurumu ise yüksek maaş ödemelerini önleyerek aktif-pasif dengesinin bozulmamasını sağlayacak.
Reformla sağlanan bir diğer husus da Köy muhtarlarının tarım sigortası kapsamına alınmasının sağlanmasıdır. Muhtarlar artık 101 YTL prim ödemek suretiyle tarım sigortasından faydalanabilecek. Ayrıca reformla isteğe bağlı sigortalılık durumu kolaylaştırılıyor. Halen isteğe bağlı sigortalı olabilmek için 1.080 gün prim ödemiş olma şartı aranıyor. Reform gün şartı olmadan herkese isteğe bağlı sigortalı olabilme hakkı veriyor.
Sosyal Güvenlik Reformu ile değişecek bir diğer husus da ölüm aylığı konusunda. Bundan sonra ölüm aylığından yararlanabilmek için en az 1.800 gün sigortalı çalışma şartı aranacak. Şu anda SSK’da 900 gün yeterli sayılıyorken, Emekli Sandığı’ndan ise 3.600 gün gerekiyordu. Bağ-Kur’da ise bir değişiklik olmayacak. Yani yeni yasa, SSK’lılar için ölüm aylığını zorlaştırırken memurlar için kolaylaştırmaktadır.
Prim borcu bulunan Bağ-Kur’lunun vefatı durumunda, hak sahipleri borcu ödemeleri şartıyla emekli olabilecek.
Fiili hizmet zammı ile ilgili duruma bakıldığında; gazeteci, pilot, postacı, demiryolu çalışanı, gardiyan, veteriner, devlet tiyatrosu sanatçısı, lokomotif makinisti, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası üyeleri, hostes, gemi adamı ve milletvekilinin kazanılmış hakları saklı kalmak şartıyla, yasa çıktıktan sonra fiili hizmet zammı alamayacağını görmekteyiz. Asker ve polisin yıpranma hakkına ise dokunulmadı.
Sosyal Güvenlik Reformu’nun cenaze yardımına ilişkin düzenlemesine göre ise, cenaze yardımı tutarları asgari ücrete eşitlenmektedir. Buna göre bütün sigortalılar 608 YTL cenaze yardımı alacak. Halen cenaze yardımı SSK’da 242 YTL, Bağ-Kur’da 235 YTL, Emekli Sandığı’nda ise 940 YTL olarak uygulanmaktadır.
Sigortalıların kız çocukları ile dul eşlerine, evlenmeleri halinde almakta oldukları maaşın bir yıllık tutarı, çeyiz yardımı olarak ödenecek. Halihazırdaki mevzuatta bu miktar SSK’da iki yıllık maaş, Emekli Sandığı’nda bir yıllık maaştı. Bağ-Kur’da ise çeyiz yardımı yoktu.
Halen yalnızca SSK’da 50 YTL olan emzirme yardımı, 203 YTL’ye çıkacak. Ayrıca Bağ-Kur’lular da emzirme yardımı alabilecek.
Ayrıca artık Bağ-Kur’lu da hastalık nedeniyle çalışamama durumunda rapor parası alabilecek.
Bağ-kur’lular için sağlanan bir diğer avantaja değinecek olursak o da mevcut sistemde bir gün dahi prim borcu varsa sağlık hizmeti alamayan bu kesim için, prim borcu otuz günü geçmedikçe sağlık hizmetinden yararlanma imkanı tanınması uygulamasıdır.
Bağ-Kur’da uygulanmakta olan basamak sistemi ise kalkıyor, şirket ortağı olan birisi için her ortaklığa ayrı prim ödeme usulü gelecek.
Sosyal Güvenlik Reformu ile ilgili işleyen süreçle ilgili olarak getirilebilecek en önemli eleştiri, kanaatimizce AK Parti Hükümeti’nin Sosyal Güvenlik Politikası’nın ana hedefinin, sosyal güvenlik sistemimizin temel sorunlarını çözümlemekten daha çok, ülkenin içinde bulunduğu mali sorunları ortadan kaldırmak olduğu izlenimini veriyor olmasıdır. Yani Hükümet IMF’nin ülkemizin mali istikrarı konusundaki endişelerini izale etme gibi, bir ana amaç izlediği görüntüsü vermekte. Oysa kendi iç dinamiklerimizle ve gelecek nesillerin yaşam haklarını ellerinden almadan, aynı zamanda bugünkü nesile de hızlı bir değişim yaşatmadan başta sendikalar olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin onay vereceği uzun vadeli bir reform gerçekleştirilebilirdi.
Sonuç itibariyle yukarıda farklı açılardan ön plana çıkan hususlarını incelemeye çalıştığımız Sosyal Güvenlik Reformu bugün geldiğimiz nokta itibariyle en azından ülkenin gelecek kuşaklarını bu sorunla uğraşmaktan kurtaracak şekilde ve ileriyi gören bir bakış açısıyla gerçekleştirilmek zorundadır.
Zaten yukarıda da değindiğimiz gibi konunun iki önemli cephesi sendikalar ve hükümet, yılda 25 milyar YTL’yi bulan açıkla Türkiye’nin daha fazla devam edemeyeceği ve reformun gerekliliği konusunda hemfikir durumdalar. Uygulamanın nasıl gerçekleşeceği konusunda tarafların uzlaşmacı bir orta yol bulmaları, gerek bugünkü toplum kesimleri gerekse de gelecek kuşaklar için büyük önem arz etmektedir. Alıntı : Stratejikboyut.com, Ali SOYLU
